4 Ekim 2010 Pazartesi

Ezel'de bahsi geçen kitaplar

Enginciğim her Pazartesi heyecanla oturuyor TV karşısına, onunla birlikte ben de kısmen izliyorum Ezel’i. Çoğunlukla elimde bilgisayar Friendfeed, twitter ve blogları dolanırken.
Bu akşam düşündüm yeğen, önemli olan Ezel izlemek değil, izlerken düşünmek, düşünürken eğlenmek. Ama gün gelir bir bakarsın, düşündüğün kadar var olmuşsun yeğen ... :p :) artık ne kadar becerebildiysem o beylik lafları idare ediverin.  :)

Şimdiye kadar Ezel’de kah kapağı görünmüş, kah okunmuş, kah içinden alıntılar yapılmış kitaplar şöyle :

Sefiller / Victor Hugo

Alamut Kalesi /  Wladimir Bartol

Semerkant / Amin Maalouf

Rubailer / Ömer Hayyam

Monte Cristo kontu / Alexandre Dumas

Divan-ı Kebir / Mevlana Celaleddin Rumi



Babalar ve oğullar / Ivan Sergeyevic Turgenyev



Kelebek / Henri Charriere

Benim de Ezel seansım bu gece kitap çıkarımlarımla tamamlanmış oldu. 8'den geriye doğru sayın, ben burda yokum...


EKLEME
Aramızda da az Ezelsever yokmuş hani sayın blogger'lar :) Barakuda sağolsun Kinyas ve Kayra'yı, ve  yöneticim Onur sağolsun 'Kumarbaz'ı ekliyorum :


Kinyas ve Kayra / Hakan Günday

Kumarbaz / Fyodor Mihailoviç Dostoyevski




Kedili İstanbul ** 05-23 EKİM 2010

İlginç bir konu ve resim tekniği bence, bu tüketim dünyasında, özellikle İstanbul gibi büyük metropollerin çöpünün geri dönüşümü herhangi bir şekilde oluyorsa, bu olayı alkışlamamız lazım diye düşünüyor sanatçımız…


Demchenko sokaklarda bulunan oluklu mukavvadan etkileyici ve güzel sanat eserleri yapıyor.


Biraz üç boyutlu sinemayı hatırlatıyor izleyenlere.


Sanatçı Ukraynalı, ama neredeyse yedi göbekten İstanbullu gibi kente aşina. Bu kentin şifrelerini çözmüş bir sanatçı.


Serginin konusu “Kedili İstanbul” . Niye kedi ? diye sorulduğunda.. Çünkü diyor. “Bu şehrin gerçek sahiplerinin kediler olduğu gibi bir fikir var. İstanbul’da her köşe başında kedileri, çatılarda kedileri, arabaların üstünde kedileri görürsünüz.. Şehre çok uyum sağlamış dört ayaklı dostlarımız onlar”…








Lesya Demchenko
“Kedili İstanbul””
Resim Sergisi
ArkeoPera Sanat Galerisi
05-23 Ekim 2010
Pazartesi – Cuma 10.00 – 18.00  Cumartesi 11.00 – 20.00
ArkeoPera Sanat Galerisi
Yeniçarşı Cad. Petek Han No:16/A
34430 Galatasaray-İstanbul
Tel: 0 212-249 92 26

3 Ekim 2010 Pazar

An ancient ritual -≥ 'This is Kilyoos!'

Bu ekibin skeçlerini ilk çıktıklarında komik bulmuyordum, ancak son 1 senedir TV'de gördüğüm an kanalı değiştirmeden severek seyrediyorum. Sıradanlaşmış detayları ve klişeleşmiş cümle kalıplarını, bize iade ediyorlar sahnede.
'- Ben de Malcolm X'im'  şeklinde topluluklarda gaza gelen kişileri sıklıkla kullanıyorlar dikat edin, seviyorum bu klişeyi de :)

Dün tanışmalarının 12. yılını kutlayan, aynı zamanda (erkeği:)) nikah şahidimiz de olan yakın arkadşlarımızın evindeydik. Bir ara içimizden sarışın ve komik olanı (Onur) ÇOK GÜZEL HAREKETLER BUNLAR'ın bu videosunu izlerken kopuyordu, ki izledikten sonra bende de aynı etkiyi yarattı.

Buyrun, sıra sizde :)

300 GÜNÜBİRLİKÇİ


300 Günübirlikçi - battle of kilyos
Yükleyen kotusozluk. - En harika videolar burada

1 Ekim 2010 Cuma

Ve karşınızdaa 'AJANADA DERGİ' Ekim sayısı

Çok çok heyecanlıyım, çünkü bugün AJANDA’nın yeni sayısı çıktı.

Bu  ay dergide neler var neler şöyle bir göz atalım :

Film Ekimi’ndeki gösterime girecek filmlere Akın’ın yorumlarıyla hızlıca bir bakış ,

Banu’dan, en sevdiğim yazalradan Reşat Nuri Güntekin’in, ‘Acımak’ kitabının incelemesi,

Bu ayki konuk yazarımız Elif’in, gündeme bomba gibi düşen Haluk Bilginer’in  ‘sanatçı yavşaklığı’ hakkında 46 dergisine verdiği  röportaj sonrası yorumu,

Duygu’nun, FİBA süresince yayınlanan rekamları değerlendirmesi,

Veeeeee bendenizin gerçekleştirdiği AHMET ÜMİT röportajını okuyabilirisniz.

Ayrıca, benim için bu ay’ın hazırlık süreci pek keyifliydi. Minyatür maketler yapan, tasarımcı ASLI ERATAÇ ile tanışma fırsatı buldum. Güleryüzü ve (eşiyle beraber) sahip olduğu müzik zevki sayesinde güzel bir Pazar geçirdik. İşte o günden bir kaç kare.

(Arkadaşım Bilge ve Aslı sağolsun, YO YO MA adlı müzik dehasıyla tanışmış oldum)

Aslı çalışırken çektiğim bir kare

ve buyrun size minyatür FIRT dergisi :)


Buraya tıklayarak Aslı Erataç'ın sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Ve dergide yer alan diğer konular, yani daha daha fazlası için sizi dergiye bekliyoruzzz...

(Arkadaşlar, hala AJANDA’ya üye olmadınız mı yoksa? (Çoktaaan indirip, okumuş olanlara sözüm yok tabi ;) )
Tek yapmanız gereken, BURAYA tıklayp ekranın sağ üst köşesindeki  FEEDBURNER  linkinden  üye olmak. Böylelikle her ay dergi çıktığında size mail ile bilgisi gelecek.)

30 Eylül 2010 Perşembe

'kAPLANKADİLAk - Pis bir adamdı ama ellerini iyi yıkardı'

Güçlü Öztekin 1978 yılında Eskişehir’de doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Resim bölümünden mezun olan sanatçı çeşitli karma ve kişisel sergilerle adını çağdaş sanat dünyasında duyurmaya devam ediyor.

Rampa, 18 Eylül -23 Ekim tarihleri arasında Güçlü Öztekin’in ‘kAPLANKADİLAk - Pis bir adamdı ama ellerini iyi yıkardı’ adlı 4. kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor.






Sanatçı kağıt üzerine akrilik ya da karışık teknikle ortaya çıkardığı işleri galeride tekrar işlemden geçirerek izleyiciye sunuyor. 


‘Güçlü Öztekin’ Sergisi
18 Eylül-23 Ekim 2010
RAMPA
Şair Nedim Caddesi No:21A Akaretler 34357 Beşiktaş, İstanbul, Türkiye
T + 90 212 327 08 00  F + 90 212 327 08 01
Galeri Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri 11:00 - 19:00 arasında açıktır. Pazar ve Pazartesi günleri kapalıdır.

28 Eylül 2010 Salı

AFRİKALI LEO / Amin Maalouf

1949 Lübnan doğumlu, gazetecilik kökenli popüler yazarımızın ilk kitabı 'Afrikalı Leo'.

'Semerkant', 'Yüzüncü Ad' , 'Doğunun Limanları', 'Yolların başlangıcı' kitapları ise yazarın diğer çok ünlü olmuş eserleri. Sanırım en beğenilen de 'Doğunun Limanları'.

Konumuza dönelim, kim diyorduk? He evet 'Afrikalı Leo'.
Kahramanımız 1400'lü yılların Kuzey Afrikasını, Avrupasını, İstanbulunu anlatıyor bize, bol betimleme ile. Bir nevi 'Doğu'nun gizemi' hikayesi ...

Kitabın ilk sayfalarından itibaren bilgiyle ve fazla tasvirli cümlelerle karşılaşmış olmaktan pek memnun olmasam da, şimdi ne gelecek arkadaşın başına demekten de kendimi alamadım.
Bir tür gezi notları gibiydi aslında, ki kitap içinde de ana karaktere bu yönde bir kitap yazması (seyahatname) konusunda yönlendirmeler vardı.

Şöyle bir 600 yıla dönüp bakıyorum da (yok artık, çok oldu o zaman dilimi Sedoş :p ), kadının adı yok, yani ezelden beri yokmuş. Müslümanlığa fazlaca değinen yazarımız, özellikle Müslüman bir toplumda bireylerin konumladığı pozisyonları çok net aktarabilmiş bence. Zenginlik, politika, aile içi ilişkiler, ticaret, arkadaşlık gibi.
Ben 'eskiden böylemiymiş, dünya daha güzelmiş' diyenlerden değilim.İetişimin yoğun olmadığı zamanlarda suçlar da daha kolay gizlenmiştir bence. Hatta insanların giderek medenileştiğine inanıyorum. He artık kıyımları bireyler değil, kurumlar yapıyor. Ki bunu ayrı bir platformda, başka kişilerin tartışması daha doğru olur tabi.

Afrikalı Leo'yu bir çırpıda okumadım, ama zor okunacak bir kitap da değil.Dili kolay olmakla beraber, tarihe ve folklorik öğelere ilgi duyuyorsanız hoşunuza gidecektir.

Bilirsiniz ser veririm, sır vermem :) . Kitabın konusunu açık etmemek için benden bu kadar. Keyifli okumalar...

27 Eylül 2010 Pazartesi

Heybeliada'nın incisi : Ruhban Okulu

Bu postt'ta size Heybeliada Ruhban Okulu'nda yapılacak sergiden bahsetmiştim.Gittim, gördüm ve sergiden, okuldan fotolarla sizlerleyim.


Üniversiteye başladığımız ilk gün tanışıp , 99 yılından bugüne benden bir parça haline gelen Nurcan'la, geçtiğimiz hafta Heybeliada Ruhban Okulu'nun içinde yer alan 'İstanbul'un izini sürmek' sergisine gittik.
Gördüğünüz gibi okulun  mimarisi ve bahçesi oldukça hoş.



Akşam saatlerinde ise Babam ve Oğlum filminin müziklerini de yapan Yunan Besteci Evanthia Reboutsika'nın konserine katıldık. Hava oldukça güzeldi, bahçenin çim kokusu, ay'ın şavkı ve müziğin kalitesi birleşince nasıl mest oldum anlatamam.

Biraz da Heybeliada Ruhban okulundan fotoğraflar :

Okulun içi ve sınıflar :

Okulun dışındaki bahçe ve kilise.

23 Eylül 2010 Perşembe

İSTANBUL HATIRASI / Ahmet Ümit

Ahmet Ümit, bu akşam Çırağan Sarayı'nda okurlarına İstanbul Hatırası kitabından bölümler okudu.(Ajanda'nın Eylül sayısında bu etkinlikten bahsetmiştim)
Sonrasında da yarım saatlik bir sohbet gerçekleştirdi, onun için taaa Ortaköy'e buluşmaya gelenlerle.

Yazarımıza yöneltilen sorular arasında, 'kitap yazarken nasıl ruh hallerine büründüğü' sorusuna verdiği cevap ilgi çekiciydi : 'Ben öyle aman dünyadan koptum, gözüm bir şey görmedi havalarına bürünmem' dedi Ahmet Ümit. Tam yazma işinin hararetli yerinde, torunu kolundan çekip onu masanın başından kaldırısa, gözü hiç bir şeyi görmez, torununun peşinden gidermiş.Bu örnekle, önceliğinin gerçek hayatın ta kendisi olduğunu belirten yazar, daha sonraki sorularla 'neden romanlarında cinayeti konu edindiğini' anlattı, 'Moskova'da geçirdiği günlerine' ve 'etkilendiği yazarlara' değindi.

Kendisinden Ajanda Dergi için röportaj sözü almanın mutluluğunda olan ben, merak ettiğim diğer soruları da kendisine önümüzdeki günlerde soracağım.
Daha önce yazarın Beyoğlu Rapsodisi ve Bab-ı Esrar kitabını okumuştum. 1. sırayı akıcılık ve bütünlük yönünden aldığı tam notla İstanbul Hatırası'na veriyorum.
Şimdi heyecanla kitapta okuduğumuz tarihi mekanlara düzenlenecek turu beklerken, kitabımı gelecek nesillere aktarmak üzere rafa kaldırıyorum.