16 Ekim 2014 Perşembe

Yeni keşif: COURSERA: Online ve ücretsiz dünya standartlarında eğitim

Hala daha böyle bir sitenin varlığına inanamıyorum ve mutluluktan havalara uçabilirim!
Ben şu anda İstanbul Üniversitesi'nin Açık Öğr. Fakültesi'de Sosyoloji bölümü 3. sınıfta okuyorum. Hep içimde kalmıştı Sosyoloji, bir şekilde hayalimi gerçekleştiriyorum ve çok da şey öğrendim. 
Örgün öğretimde Üniversite hayatını tatmış biri olarak tabiki sınıf ortamının pek çok avantajı açık öğretimde yok... Bir de beni ekstra rahatsız eden, İstanbul Üniversitesi'nin yetersiz kaynak ve materyalleri. Çok fırın ekmek yemeleri gerek kaliteli eğitim standartlarına erişmek için. Yine de hiç bir şey yapmamaktan iyidir deyip ben kendime ne katarım ona odaklanıyorum.
Derken arkadaşım Coursera'dan bahsetti 'tam senlik' diye. Sadece benlik değil tabi 'hepimizlik' :)
Dünyanın çeşitli ve iyi Üniversiteleri'nde çalışan hocalardan bazıları Coursera'da size seçtiğiniz bir dersi anlatıyor. Türkiye'den de KOÇ Üniversitesi var kaynak sağlayan.
Daha sonra seçtiğiniz derse göre değişen sürede gerekli eğitimi alıp (6-8 hafta çoğunlukta sanırım), online sınava giriyorsunuz ve sertifika bile alabiliyorsunuz.
Kurs sürecinde ilgili forumları takip edip, diğer kursiyerlerle ve belki hocayla konu hakkında tartışabilirsiniz bile!
Dersler İngilizce, ama şimdilik 10 ders için Türkçe seçeneği mevcut. Altyazı şeklinde bir destektir sanırım bu. 
Yine de heyecanla araştırmaya devam ediyorum, bir çılgınlık yapıp Coursera'dan 1 ders edineceğim sanırım. 
Başka ders seçen olursa haber etsin! ;)

www.coursera.org




15 Ekim 2014 Çarşamba

Beauty and the Beast / Zorlu PSM


Dün gece Zorlu/Performans Sanatları'nda harika bir Broadway müzikali izledik: Güzel ve Çirkin.
'Güzel'i oynayan kızın konuşma ses tonuna hayran kaldım. Müzikleri, dekoru ve sahne kıyafetleriyle enfes bir gösteriydi.
Zorlu'nun açılmış olmasına, -o kocaman, sevimsiz binasına rağmen- tek sevinme sebebim büyük gösteri salonu ve getirdiği müzikaller. 
Beauty and the Beast'i ben de görmek isterdim diyen öğrenci arkadaşlarım varsa  öğrenci biletleri etkinlik günü akşam seansı için 17:00-19:00 arasında gişeden satın alınabiliyormuş ve 20 tl. 

7 Ekim 2014 Salı

Klasik bir tatil sabahı

Gece bıcırığın muslukları açık kalmış :)
Sabah erkenden uyandı, biraz Nick Jr izlemenin ikimize de zararı olmaz... Baba uyusun, 1 tatil sabahına 1 kurban yeter.
Örgü, dergi, internet. Bu günün hakkını vermeliyim, sağlık olsun yeter...


25 Eylül 2014 Perşembe

Bol fotograflı 'Nerelerdeydin?' diye soranlara postu

Merhaba herkese,

Yazıp yazıp siliyorum, hem de aylardır. Cok sevdigim insanların uzun süredir kötü hastalıkla mücadele ediyor olusu haricinde hayat kaldıgı yerden devam ediyor.
Umarım caresi bulunur, hep hep hep güzel haberler duyarız, kimse bir daha hasta olmaz...

Nisan ayından beri olan fotografları toparladım bilgisayar basına oturup.  Tüm sevenlerimize gelsin :)

Nisan 2014 - Marken Adası / Hollanda
Mayıs 2014 - Bayramoglu

Mayıs 2014 - Sultan Ahmet Camii (Oktay Colak ile fotograf gezisinden)

Mayıs 2014 - Edirne
Mayıs 2014 - Edirne
Haziran 2014 - Kadıköy
Temmuz 2014 - Gebze (Sunum yaparken beni çeken pek tatlı arkadaslarım var :) )

Eylül 2014 - Bayramoglu (Efe'nin komsu kankaları)

Eylül 2014 - Bayramoglu (Efe'nin göbekten kankaları :) )

Eylül 2014 - Ballıkayalar (Efe ve Cınar)

11 Haziran 2014 Çarşamba

Bir film (JAGTEN), bir dizi (GAME OF THRONES)

Geçtiğimiz 2 gün duygulardan duygulara hasıl oldum… 
İlk önce 2012-Danimarka yapımı ‘The Hunt’ filmini izledim. Erkek bir anaokulu öğretmeni ile bir kız çocuğu'nun küçük bir Danimarka kasabasında yaşadıklarını konu ediyor. Türkiye'de de pek çok festivalde gösterilmiş. Pek sevdim, ertesi gün de film aklımdaydı. Avrupalıların sorun çözme biçimleri ve sorun yaratma biçimleri farklı tabi, özellikle de Kuzey Avrupalıların bir enterasan benim büyüdüğüm Türk toplumuna göre. 
Bir filmden buralara geldim, haftalardır sosyoloji çalışıyorum, fazla konuşmayayım, siz bir izleyin bence :)
Imdb puanı: 8.3


Dün de Game of Thrones 4. Sezon 9. Bölümünü izledik. Dizinin en sevdiğim bölümlerinden biriydi. Ah Ygritte, çok ağlattın beni kız:
 'You know nothing Jon Snow'



6 Mayıs 2014 Salı

Dar Ağacında Üç Fidan...

Pek  güzel oldu bunu dinlemek:



ATTİLA İLHAN’IN “O MAHUR BESTE ” ŞİİRİNİN YAZILIŞ ÖYKÜSÜ
Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız
Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı
Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara


Attila İlhan’ın bu güzel şiiri daha sonra bestelendi. Şiiri okurken ya da şarkı olarak dinlediğinizde adı geçen Müjgan hakkında ne biliyorsunuz? Büyük bir olasılıkla güzel bir kadın ismi olabilir mi? Olsa olsa unutulmaz bir aşkın yitirilen güzeli mi ? Bilemediniz.
İşte “Müjgan’la Ben Ağlarız” ve hüzünlü öyküsü… Attila İlhan anlatıyor;
“12 Mart sonrasının kahır günleriydi. Bir sabah radyoda duyduk ağır haberi: Deniz’lere kıymışlardı. Karşıyaka’dan İzmir’e geçmek için vapura bindim. Deniz bulanıktı; simsiyah, alçalmış bir gökyüzünün altında hırçın, çalkantılı… Acı bir yel esintisinin ortasında aklıma düştü ilk mısra… Vapurda sessiz bir köşe bulup yüksek sesle tekrarladım. Vapurdan indikten sonra da rıhtım boyunca bu ilk mısraları tekrarlayarak yürüdüm”.
“Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı ” 6 Mayıs 1972


Bir kadın ismi sanılan ‘’Müjgan’’eski dilde “kirpik” anlamına geliyor ve Şair’in “müjganla ağlaşmak”tan ne söylemek istediği orada çözülüyor; Attila İlhan, 6 Mayıs 1972 yılında idam edilen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’a ağlıyordu…
Şiiri ve şarkıyı şimdi bir de bu bakış açısıyla okuyun ve dinleyin…
Ruhun şad olsun büyük usta..

5 Mayıs 2014 Pazartesi

En sevdiğim hobim: 'Çarpıişi'

Ta taaa, işte son yaptığım çarpı işi:

Aslında Efe'nin odasına yapmıştım ama pembe çerçeveye koyunca renk engeline takıldı.
Banyoya asmaya kara verdim.
-Banyoda etamin mi olurmuş? 
-Bizim banyoda olacak :)




16 Nisan 2014 Çarşamba

Sevgili Günlük :)

Bir süredir kendimi tuhaf hissediyorum. Tamamen İyi yada tamamen kötü diye tanımlayamadığım bir süreç.
Başka insanların acılarından derinden etkilendim son aylarda.
Ailemden, arkadaşlarımdan, sanal olarak tanıdığım insanlardan, ülkemden…
Aynı zamanda çok güzel gelişmeler oldu. Pek muammada bıraktı di mi? İyi olan ne kötü olan ne anlatsam bir bir… :)

Efecim okula alıştı. Haftasonuna doğru şu soruyu sormadan da durmuyor ama ‘Anne yarın okula gitmiycez mi, işe gitmiycez mi?’ Soru cümlesi ama olumsuz da, yani gitmeyelim :) ‘Gidicez annecim, bir kere daha gidicez sonra tatil’ diye cevaplıyorum, 2,5 yaşındaki çocuğa zaman kavramını anlatmak zor.
Bir saat aldık ona. Nasıl meraklı minik. Diyin ki şağda park, solda da kitap yada sana öğreteceğimiz bir şey var hangisine gidersin, istisnasız sol tarafı seçer. Kitap okumayı, puzzle yapmayı, posta kutusu oyuncağı ile oynamayı, ‘Dora the explorer’ ile ‘Koş Diego’ seyretmeyi çookk seviyor. Beden aktivitelerinin insanı değil yani. Bakalım büyüdükçe nasıl bir insan olacak?
Haftasonları bir ritüelimiz oluştu, klasik 7’de kalkıyor. Yanımıza geliyor; şanslıysak onunla 1-2 saat daha uyuyoruz yada birimiz kalkıp güne (2,5 yıldır olduğu gibi) kargalar ile beraber başlıyoruz. Olsun iyi ki var, ne olmuş az uyuyorsak?
Yaptığım işi ve işyerimi çok seviyorum. Beraber çalıştığım iş arkadaşlarımı da. İyi ki dönmüşüm iş hayatına.
Eskiden Efe’yi bir yere bırakıp kendime birkaç saat yaratmak için fırsat kollardım. İşe başlayalı 7 ay oldu, artık bu hissiyatım yok, aksine iş dışındaki her anım Efe ile olsun istiyorum. O da büyüyor, artık bez takmıyor, dışarıda köfte-pilav yiyor, yürümemiz gerekirse eşlik ediyor... Dolayısı ile onunla ev dışında vakit geçirmek de kolaylaştı. Hele birkaç sene sonra müzelere, tiyatrolara da gitmeye başlayacağız beraber, offf tadından yenmez…

Bu hafta vizelerim var. Birkaç ay sonra Sosyoloji öğrenciliğinde 2. senem bitmiş olacak. Aferin bana :) İyi ki başladım bu bölüme ve pes etmedim. Hem çalışıp, hem anne olup, hem gezmeyi sevip, hem okumak zor. Yüksek Lisans olsa MBA, MIS falan seçecektim ama böyle zevkli konular olmayacaktı, devamını getirme sebebim de ilgi duyduğum bir bölüm okumam sanırım.
Kilo ve yediklerim konusunda geçen aylardaki kadar iyi değilim. Akşamları çekirdeğe dadandım bu ara, çıt çıt :) Makarna desen gırla gidiyor. Yürüyüşü daha sık ve düzenli yapmalıyım. Yoksa yakında aylık büyüme raporu açıklayacak duruma geleceğim. Bu ay %3 büyüdüm diye :)

Bahar geldi. Cam önlerine yeni çiçekler diktim. Harika görünüyorlar. Bahçemizdeki erik ağacı ilk mahsüllerini verdi. Maalesef güllerimizi böcek basmış. Gürültücü ama sevimli yan komşumuz yaz sonuna kadar kalmak üzere taşındı, gözümüz aydın :)


Bir kanaviçe bitirdim mantarlı ve cüceli olan, çerçeveleyip duvara asacağım. Şimdi gül deseni yapayım diyorum. Efe uyuduktan sonra CnnTürk’te Aykırı Sorular ve Dört Bir Taraf izliyorum o sırada da ya çekirdek çitliyorum, yada etamin yapıyorum.


Geçtiğimiz ay ‘Portre Fotoğrafçılığı’ kursuna katıldım. Hocamız Oktay Çolak idi. O kadar çok şey öğrendim ve keyif aldım ki. Uygulama dersi için SultanAhmet’e gidip bol bol turist fotoğrafı çektik. Yukarıdaki iki portre çektiğim fotolardan bazıları.

Postcrossing hayatımın en renkli alanlarından. Tenten ve İnge Löök kart koleksiyonuma 1’er parça daha geldi. Havalara uçtum. Beni bu işle tanıştıran canım arkadaşım Sanat Notları, seni seviyorum.


Önümüzdeki günler 2 şehir göreceğim biri Eskişehir, biri Amsterdam. İkisinde de Efe olacak, çocukla gezmek daha çocuğum olmadan özendiğim bir durumdu. Evet tabiki 2 yetişkin gezmekten daha sınırlayıcı bir durum ama yine de o minnakın varlığıyla ve aile olarak evden uzaklaşmanın keyfi paha biçilmez…