7 Ağustos 2012 Salı

Batman gibi dostun olsun, 1.000.000 borcun olsun / Kara Şovalye Yükseliyor

Süperkahraman filmlerinin insanı değilim. Çoğunun sonunda bomba patlamak üzeredir, kahramanımız saniyeler kala güzel kızla öpüşür, bir şekilde bomba son 1 saniye kala patlamaz ve halk gözleri dolu dolu kahramana saygı duyup uzağa bakar çünkü.

Sadece 1 tane Batman filmini hastası olarak izledim: 'KARA ŞOVALYE'
Dün akşam ise yine Nolan'ın yönettiği 'KARA ŞOVALYE YÜKSELİYOR'u izledik. Heyecan tavan yaptı ben de, bol aksiyonlu, kovalamacalı, Inceptionvari koccaman mimarili bir filmdi. Klişelere mi ne oldu? Ööylece orada duruyorlardı, kimse de dememiş ya bu sefer böyle yapmayalım, SIKILDIK BE ABİ diye.


Bir Kara Şovalye değildi ama yine de iyi ki izlemişiz, çok beğendim.

6 Ağustos 2012 Pazartesi

1 Şiir 1 Resim #1


DALGACI MAHMUT

İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.

Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.

Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda, 
Ne haltedeceğimi bilemem.

ORHAN VELİ

Yörükler Köyü, Ankara Resim Heykel Müzesi
TURGUT ZAİM

2 Ağustos 2012 Perşembe

Evde meyvesuyu yapımı

Pazara gidilir, 3 kg. kırmızı erik alınır-çekirdekleri ayıklanır, 7 lt. su - 750 gr. toz şeker ile 15 dk. kaynatılır ve 2 dk. blender'dan geçirilir. Bu işlem benim toplam 1,5 saatimi aldı, çok kolay diyemeyeceğim ama bu sıcakta buzdolabından çıkarıp, GERÇEK MEYVESUYU içtiğini bilmek emeğe değer.




Çok fazla şişe meyve suyum oldu, içemeyeceğimizi de deepfreeze'ye attım.
Evde çürümeye yüz tutmuş meyveniz varsa, kayısı; şeftali gibi, ziyan olmasını önlemek için denemeye değer. Afiyet olsun.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

2 anne ve 2 bebe Sabancı Müzesi'ndeydik

Bu hafta Sakıp Sabancı Müzesi'ndeki 'KOBRA-Özgür sanatın 1000 günü' sergisine gitik Sanat Notları ile.
KOphenhag, BRüksel ve Amsterdam şehirleri KOBRA'ya isim vermiş, akım 1948 yılında; Paris'te, Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden gelen artistlerin oluşturduğu avangard bir hareket.
Özeti 'halk sanatı yaratmak amacı' ve 'dışavurumculuk'. 
Eserler oluşturulurken efsanelerden, çocukların yaptığı resimlerden, tarih öncesinden kalma objelerden esinlenmiş sanatçılar.
Her ne kadar halk için bir çabada bulunsalar da, bence toplum için değil, SANAT için SANAT olmuş ortaya çıkan.
En iyisi ben bu noktada susayım, fotoğraflar konuşsun:













Kartpostallar yola çıktı!

24 tanesi yurtiçine, 5 tanesi de yurtdışına olmak üzere kartpostallarımı gönderdim. (Finandiya, Almanya, Tayvan, Rusya, Amerika)
Dün müzeye gitmiştik hemen kartpostal aramaya koyuldum dükkanında, bir de müze yakınlarında postane var olduğunu görüp pul soruşturduk Sinem'le.
Şimdi heyecanla kartlar yerine ulaşsın diye bekliyorum, bana da gelen-giden var mı diye posta kutusuna bakmak pek zevkli.
Efe şöyle 3-4 yaşına gelsin, bu işe onu da bulaştırmayı düşünüyorum, ülkeler, mesafeler, farklı kültürler; anlatmanın güzel bir yolu olmaz mı? Bence olur :)



29 Temmuz 2012 Pazar

Anneyken kitap okumak

Cok cok severim kendimi bildim bileli okumayi. Efe'den sonra ayda bir kitap bitirsem sevinir oldum. Bir de felaket teyzeler var, 'hele bir buyusun de gor'culer, her sey daha zor olacakmis. Yok yaa, korkutmayin beni. Yasadigim sey: bebek buyudukce bakiminin bir nebze kolaylastigi.
Cunku artik tutunarak da olsa ayakta duruyor, etrafi daha cok inceliyor boylece; oyuncaklariyla daha uzun ounuyor... Gece uykusuna da erken yatti miydi kaliyor bana kitap okuyacak mis gibi saatler, catlasin felaket teyzeler! :)
Haftasonu www.evekitap.com'dan verdigim siparislerim geldi. Benim oglan da pek mutlu oldu, annesi icin sevindi sanirsam.


Internetten kitap siparisi icin www.evekitap.com u tavsiye ederim, fiyatlar uygun, teslimat da vaktinde, haberiniz olsun.

27 Temmuz 2012 Cuma

Moonrise Kingdom / Wes Anderson - FİLM




Ah Sam ve Suzy, filmin başındaki sevimsiz duruşunuz; son anda size karşı içimde hissettiğim sıcaklıkla noktalandı. Ne tatlı vintage aşıklarsınız siz! 
Zaten hep böyle düşünmüşümdür, aşk çocukluğa ve ilk gençlik yıllarına yakışan bir şey bence. Bir heyecanla her şeyi yapabilecek kadar saf ve yüreklisin çünkü. Büyüdükçe olur mu olmaz mı diye düşündüğün bir sürü parametre giriyor işin içine, Alper Kamu'nun da dediği gibi '5 yaş insanın en olgun çağıdır, sonra çürüme başlar'.


Öhöm neyse ne diyorduk, aşk evet. Bacak kadar veletlerin birarada olabilmek için kaçışını anlatıyor hikaye, zevkle başından sonuna izletiyor. Bir Tarantino havası da var, ben çok sevdim; özellikle müzikler, tekrar tekrar dinleyesim var.


 


Roman Coppula ile aynı zamanda filmin yönetmeni Wes Anderson beraber kaleme almışlar Moonrise Kingdom'un senaryosunu, Bill Murray, Bruce Wills ve Edward Norton'u da oynatmışlar. Kostüm, mekan, konu; Hollywood için nevişahsınamünasır bir yapım olmuş.

Tavsiye
Natali Portmanlı, 'Where do you go to my lovely'li bir Wes Anderson film olan Hotel Chevalier için buraya buyrun.

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Yeni merakım: Postcrossing

Sanat Notları hayatımda yeni pencereler açan, biricik arkadaşım. Onun sayesinde bu 'postcrossing' işine bulaşmam. Önce size konumuzu özetleyeyim, bilen biliyordur da; bilmeyenler için.
Şimdi siz tanıdık-tanımadık birinin adresine kart atıyorsunuz, sonra o da size bir kaft atıyor, bu iş böööle devam edip gidiyor.


Gördüğünüz gibi tek cümlede özetlenebilecek kadar kolay ancaaaakk nerede yaşıyoruz Türkiye'de. Öyle ince zevklerin, hobilerin falan olmayacak. Resim çiziyorsan işin kolay, Allahtan boyalar, fırçalar satan bir dolu yer var.


Kadıköy'deki büyük Postane'ye gittim, 15 yaşında bir genç kız hevesiyle 'kart göndericem de pullara bakabilir miyim?' dedim, kucağımda da 11 aylık bebe var ama öyle hayal edin.
Sanki orası Postane değil de, manav ile diyaloğa girmişim gibi memur hanım 'pul?' diye tekrarladı. Ne yapacakmışım pulu? Dedim işte kartpostal göndericem, 'şöyle 2 çeşit yurtiçi için, bir tane de yurtdışı pulu var' dedi. Yurtiçi olanlardan biri 'Sayıştay' pulu, üzerinde sadece Sayıştay yazısı var, diğeri de 'Shoppingfest' pulu, onda da görsellik '0'.
Neyse puldan kestim ümidimi, postane çevresinde ne kadar sahaf ve büyük kitabevi varsa koyuldum kartpostal aramaya.
Karşıma çıkan kartpostalların %90'ı İstanbul fotoğraflarından, geri kalan %10'u da bebek fotoğrafları ve ünlü ressamların tablolarından oluşuyordu. İçime sinen hiçbir şey bulamadım.
Öğrendim ki Eminönü'nde bir-iki mağazada daha çeşitli kartpostallar bulabilirmişim.
Ne arıyordun ki diyenleri Pinterest board'ıma alayım.




Bloggerlar arasında bir kartpostal etkinliğine katıldım Leylakdalı düzenliyor. Bakalım bana nasıl kartlar gelecek oradan? 


Ayrıca www.postcrossing.com kolaylıkla üye olup, dünyanın çeşitli ülkelerine posta kartı gönderip, alabileceğiniz süpper bir site. Bir seferde en fazla 5 kişiye kart gönderebiliyorsunuz. Bana Finlandiya çıktı - ki bu sitede Finlandiyalılar çoğunlukta imiş- , kart göndereceğim kişi kedileri seviyormuş. Acaba diyorum kartonu makası elime alıp Haruki Murakami'li bir şeyler mi yapsam kendim.


Kime hangi kartpostalları göndermişim önümüzdeki günlerde yayınlayacağım, kalın salıcakla ;)